Yatışmaz Bir Entellektüel Georges Dumezil

16 Mayıs 2020
20 Okunma

Georges Dumezil

Eskilerin deyimiyle hezarfen bir bilim adamı.

Bizim için bu yazının konusu olmasının nedeni ise durup dinlemeden tutkularının peşinden gitmesi, karşılaştığı hiçbir engelin onu yıldırmasına izin vermemesi, etnik kültüre olan merakı ve neredeyse bir göçebe gibi ilim her neredeyse oraya yol alması… Bu onun yatışmaz bir ruhu içinde taşımasından kaynaklanıyor. Dünya sürgününü bu hal üzere tamamlıyor ve bundan zerre kadar şikayetçi değil.  İlme karşı bu istek iştiyak ve çalışkanlık karşısında Dumezil’in kaderi eli mahkum kendi tercihlerinin peşinden gelmiş diyebiliriz. Çabaya bağlanmış kader bu olsa gerek.

Önce Dumezil’in hayatına bakalım. 1898’de Paris doğumlu. Yirminci yüzyılın en önemli bilim adamlarından birisi. Karşılaştırmalı mitoloji sahasında çığır açan ama aynı zamanda filoloji, etnoloji, tarih ve antropoloji sahalarında büyük işler başarmış.

Aklını mitlere takmış, durup dinlenmeden merakının peşinde giden Dumezil diğer bilim adamları gibi mite sert bilimsel/deneysel pencereden bakmak yerine bütüncül bir şekilde işleviyle, anlamıyla, temalarıyla, ritüelleriyle bakan bir kişi.

Dumezil, akademik çalışmalarına başladığında büyük bir sorunla karşılaşır. Bu sorun onu Türkiye’ye getirecek bir kader çizgisidir adeta. Didier Eribon’un anlattığına göre Onun Türkiye’ye çaresizce gelişinin altında akademik bir savaş yatar. Paris’te hocası Prof. Antonie Meillet kendisine Fransa akademilerinde yer olmadığını açıkça söyler. Dumezil o güne kadar mitoloji konusunda ‘karşılaştırmalı’ bir çalışmanın kibirli Avrupa bilimsel çevrelerinde pek hoş karşılanmadığını anlar. Karşılaştırmalı mit çalışmaları küstahça tavır olarak görülmüştür ve Dumezil’e bunun bedeli ödettirilir. Aynı dönem sosyoloji profesörü Henry Hubert de benzer bir tavrın içine girer ve onun tez jürisinde bulunmayı reddeder. Hubert bu kadarıyla kalmaz, kendisinin bu konulardaki çalışmalarını ve öğrencilerini örnek göstererek Dumezil’in iyi çalışmadığını söyler. Kendisinden sonra alandaki otoriteyi de belirtir ‘Benim ardılım belli, Jean Marx!’’ diyerek Dumezil’i saf dışı bırakır. Onun gibi meraklı ve çalışkan birisi için hocaların bu şekilde veto koyması büyük bir moral bozukluğudur elbette. Doktorasını tamamlamak, bir kurumun içinden akademiye devam etmek her akademisyenin hayaliyken Dumezil bir yandan ilgilendiği konulara itirazlarla bir yandan da yeteri kadar ‘çalışmadığı’ suçlamasıyla karşı karşıya kalır.

Dumezil’in Türkiye Yılları

‘‘Türkiye’ye gitmem çaresizliktendi’’ diyen Dumezil, ömrünün sonuna kadar sıkı bağlarla bağlandığı Türkiye’de istediği çalışmaları yapar.

Dumezil Türkiye’ye gelişini şu şekilde anlatır: ‘‘Türkiye’ye geldiğim zaman Mustafa Kemal iki yıllık Cumhurbaşkanıydı ve bir demokrasi kurduğuna inanıyordu. Üniversitelerde bir Dinler Tarihi kürsüsünün oluşturulmasının Fransa’daki laikleşme sürecinin en önemli işaretlerinden biri olduğunu bildiği için, Kemal hemen İstanbul’da böyle bir kürsü açtı ve bu kürsüde ders vermek bana nasip oldu. Milli Eğitim Bakanlığı yetkilileri benden bu derslerde İslam’ın tarihsel bir rastlantı, bir kaza olduğunu ispatlamamı istiyorlardı ki benim buna hiç de niyetim yoktu. Bu bakımdan altı yıl boyunca ne Yahudilikten ne Hristiyanlıktan ne de Müslümanlıktan bahsettim.’’ Der. Onun bu hassas görevi yerine getirirken kimseyi gücendirmeden kırmadan bir cambaz gibi dengeleri kolladığını ve hiç hoşlanmadığı bu görevinden kazasız belasız ayrılıverdiğini biliyoruz. Böylece Dumezil gibi bir bilim adamına yüklenen ideolojik bir görev onun dikkatli, tedbirli ve temkinli tavırları ile bertaraf edilir. O bu konuda dinler tarihine girmeden sosyoloji ve felsefe dersleriyle durumu idare eder.

Onunla birlikte sözlük çalışmasına katkı yapan eski arkadaşı ve Doğu Dilleri Enstitüsü öğretim üyesi Georges Charachidze, Dumezil’in farkını ifade ederken şu ifadelere yer veriyor: ‘‘Bağımsız bir görüşü vardı. Hiç bir ekole bağlı değildi. Ayrıca bir ekol yaratmak düşüncesinde de değildi. Bilimsel yaşamı sürekli olarak savaşımla geçti. Yaşamı boyunca kabul edilmiş görüşleri sarstı ve bilimin o zamana kadar ki rahat çalışma ortamına karşılaştırma yöntemini soktu. Bu nedenle çok sayıda düşmanı oldu. Çünkü kabul edilmiş bazı tabuları ve uzmanların kabul ettikleri görüşleri altüst etti. Bıyıklı, çizmeli, cahil koyun çobanı Türk dağlısıyla Roma’yı ve Hindistan’ı açıklamaya kalkması bir çok bilgine ters geliyordu’’ der.

Dumezil:‘‘Benim yaşamımın varlığını vurgulayan üç şey vardır. ‘‘Var olmanın genel kuralları’’ şeklinde bir önerim yok. Ama oldukça uzun zamandır politikaya olan ilgimi kaybettiğimden ve sanat için yetenekli olmadığımdan, bu üçlü yaşamımı yeterince değerlendiriyorlar’’ dediği ailesi, eseri ve arkadaşlarına vurgu yapar.

 Büyülü Kafkaslar’da Bir Fransız

Dumezil’in Kafkasya merakı onu 1859-1864 yılları arasında Rus işgalinden Türkiye’ye kaçan ailelerin nerelere yerleştikleri, kaç kişi oldukları bilgisine götürür. Takibe aldığı bu ailelerden çok azına ulaşabilir. Bir köyde yaşı 60’ın üstünde on kadar insan bulur.

Dumezil’in ilk kitabı olan 1924’teki tezini Guimet Müzesi basar. Adı Ölümsüzlük Şöleni: Hint-Avrupa Karşılaştırmalı Mitolojisi Etütleri’dir. Bu kitap yüzyılın Avrupa-Hint mit ailesinin birlikteliği modasına uygun olarak Frazer’in Altın Dal’daki hassasiyetlerini takip eden bir yapıdadır. Karşılaştırmadan çok ardıllık olgusuna hizmet ettiğini düşündüğünden bu çalışmasını ‘‘itiraf ediyorum ki eleştirilerin de ötesinde felaketti’’ diye niteleyecek kadar yanlışından dönen, ortaya koyduğu tezde diretmeyen, yenilikçi fikirleri ve değişimi her daim yaşayan bir olgunluğa sahipti.

Felaket olarak nitelendirdiği doktora tezinden sonra Kafkas mitolojisinden İskandinav mitolojisine kadar birçok çalışmaya imza atar. Dönemin koşullarında kütüphane hizmetleri Türkiye için çok yenidir. Fakat Dumezil yılmaz. Yaşadığı her zorluğa rağmen Türkiye yıllarını etnik çalışmalara yoğunlaştırarak Osetler üzerine eğilir. Nart destanları dikkatini çeker. Uzun süre Nart destanlarının Kafkasya’daki farklı versiyonlarının peşine düşer. O yıllarda Osetler’in izini İstanbul’da sürse de kimseyi bulamaz fakat Çerkeslerle karşılaşır. Uzun süre Çerkes kültürü ile hemhal olur. Elde ettiği verileri Paris’te akademik çevrelerde yayımlar.

Ubıhça’yı Kurtaran Adam

Kafkas dillerinin karşılaştırmalı dilbilgisini yazabilmek için 30’a yakın Kafkas dilini öğrenen Dumezil bunun için 6 yılını gözden çıkarır. 1929-31 yılları arasında Kafkas dilleri ve etnolojisi üzerine yaptığı çalışmalarda kendi deyimiyle insanlık ve bilim adına bir hazine bulduğunu söyler. Araştırmaları devam ederken bir makalede kaybolmakta olan bir dil olan Ubıhça’yı farkeder. Bu dil Güneybatı Kafkas dil grubuna aittir. Ölmekte olan bir dilin varlığını farkettiği an kendisini sorumlu hisseder. Ubıh (Wubıh)  dili üzerine kapsamlı çalışmalar yapar.

Bilim dünyasına Ubıhça’yı unutulmaktan kurtaran Fransız olarak geçen Dumezil’in peşine düştüğü macera, elde ettiği sonucu çok daha heyecan verici hale getirir. Ubıhça Karadeniz kıyılarında binlerce yıl önce doğmuş insanlık tarihinin en eski dillerinden biridir. Bir Çerkes halkı olan Vubıhlar’a ait dil, sadece bugünkü Rusya’nın yüksek yerleşim alanı olan Soçi bölgesinde konuşulurdu. Bükümlü diller ailesinden. Bükümlü dil dediğimizde sözcüklerin her küçük parçası bir anlam taşır. Sessiz harfler açısından Dünya’nın en zengin dili Ubıhça’da 2 sesliye karşılık 83 sessiz harf bulunur. Bu dilde aşağı yukarı 3000 civarında sözcük vardır.

Bir Ubıh köyü olan Sapanca’da bir köyün varlığından haberdar olur. Oraya gider ve gerçekten Ubıhça konuşan insanlarla karşılaşır. Ubıhçanın sözlüğünü yapma noktasına kadar gelen Dumezil, Ubıhça’yı bilen Tevfik Esenç’i bulduğunda onunla hem Türkiye’de hem de Fransa’da bu dil üzerine uzun çalışmalar yapar. Yaptığı çalışmaların üzerine Tevfik Esenç adını da eklemekten çekinmez. Ona göre Esenç, Ubıhça’yı kendisine öğreten, ölmek üzere olan bir dilin son temsilcisi olarak Dumezil’in ‘meslektaş’ıdır. Dumezil Laz kültürü ile de yakından ilgilenmiştir.

Konfor kelimesinden nefret eden Dumezil yine yerinde duramaz. Yatışmaz merak duygusunun kendisini kuşattığı bu bilim adamı 1950’lerde Keçuva diline merak sarar. Tutkusunun peşinden gider ve Peru And Dağlarındaki Cuzco’ya doğru yol alır. Sadece 6 ayda burada bu dili öğrenir. Onu bekleyen sürpriz ise bu dilin büyük bir bölümünün Türkçe ile benzeştiğidir. Bu konuda ‘‘Türkologlar beni onaylamadılar ama bu benim işlediğim zararsız suçlardan biridir: Türkçe ve Keçuva dili arasındaki benzerlik’’ diyerek kendini savunur. Ona göre İnkaların dili olan Keçuva, Amerika kıtasının Asya ile yakın olduğu dönemlerde kuzeyden Amerika’ya gelen kavimlerin olabileceğini gösteren bir işarettir. Bu iki dilin benzerliğini ancak bu şekilde açıklamak gerekir. Ona göre bu iki dil aynı kökene sahiptir. Ama bu konuda çok ısrarcı olmaz ve işi dilbilimcilere bırakır.

Yaklaşık 540 çalışması bulunan Dumezil 40 kadarını Ubıhça üzerine yapmıştır.

Ölüm: Çalışma Anında Rahatsız Eden Bir Telefon Sesi

Dumezil, ölümü çalışma anında kendini rahatsız eden bir telefon sesine benzetir. O ses onu 88 yaşında yakaladı. 1986’da hayatını adadığı çalışmalarından ebediyyen uzaklaştığında ardında 88 yıla sığdırdığı halkların mitolojilerini, tarihlerini, yüzlerce makale, kitap, derleme lehçe, alan çalışması, rapor ve tez bıraktı.

Atandığı Türk Dinler Tarihi kürsüsünde, Cumhuriyet’in netameli yıllarının kendisine yüklediği misyonu ustalıkla bertaraf ederek bilimsel tutkularının peşine düşen Dumezil, 70li yıllara kadar Türkiye’de Kafkasya göçmenleriyle, Laz, Gürcü çalışmalarıyla, Doğu’ya dair gelenek, görenek, kültür, mit ve efsane çalışmalarıyla işine odaklandı. Beslenme kaynaklarını birebir Türkiye’de bulmuş olmasına rağmen Türk bilim dünyasında gerek tecrübelerinden gerekse eserlerinin çevirisi konusunda dünyadaki tanınırlığının çok gerisinde kalmış olması bizim ayıbımızdır. Fakat yine de ondan öğreneceğimiz tek şey, güncelin kıyıcı, yıkıcı, ezici tuzaklarına yüz vermeden ilmin peşinden giderek insanlığın zengin mirasına destek olmaktır.

Dumezil için:

Didier Eribon, Georges Dumezil’le Konuşmalar, Çev. İsmail Yerguz, İstanbul: Sinatle Yayınları, 1998.

Gündüz Vassaf, Belkıs Halim Vassaf’ın Defterinden Dumezil’in sosyoloji Ders Notlar, İstanbul: Boğaziçi Yayınları, 2008.

Cengiz Batuk, Georges Dumezil ve Türk Dinler Tarihindeki Yeri, Ondokuz Mayıs Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 28, 2010. (87-111).

Gönül Yonar

 

 

İlginizi çekebilir

Adalet İlla Adalet!
Güncel
15 views
Güncel
15 views

Adalet İlla Adalet!

Der - Gâh - 18 Nisan 2020

Bismark’ın ‘‘Bir insan Romanya’da karısına, Türkiye’de mülküne sahip olamaz.’’ sözü bugünlerde tam da içinde yaşadığımız durumu özetleyen bir söz olarak…

Kanonlar Arasına Sıkıştırılmış Kadınlar
Güncel
24 views
Güncel
24 views

Kanonlar Arasına Sıkıştırılmış Kadınlar

Der - Gâh - 7 Mart 2020

Ondokuzuncu yüzyılın ortalarında başlayan kadın hareketinin kökeninde ataerkil düşüncenin tüm sosyal alanlara sirayet etmiş baskısı karşısında kadının kendini bulamaması yatar.…

Alın, Acıyı Yakından Tanıyın.!
Güncel
44 views
Güncel
44 views

Alın, Acıyı Yakından Tanıyın.!

Der - Gâh - 1 Mart 2020

Ortadoğu’nun kuzeyinde şer güçlerin ateşe verdiği insanlık, şimdi Meriç'in suyunu yakıyor. Tarih her zaman yaşananları yazdı. Sayılar verdi. İstatistikler tuttu.…

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.