Bir Daha Asla!

25 Mart 2019
56 Okunma
1 Comments

 

Bir Daha Asla!

Mehmet Şişman

İdeolojilerin önce gençleri daha sonra toplumu böldüğü, kutuplaşmaların doruk noktalara ulaştığı yıllar… 1970’li yıllar…

Toplumu kutuplaştırıp kamplara ayırarak siyasi ve ekonomik güç kazanmak isteyen mihraklar, toplumu ikiye bölerek 12 Eylül 1980 darbesini getirdiler.

Ülkeyi güya anarşiden kurtaran cunta, uzun müddet sıkı yönetimle idare ettikleri halde terörü  neden 12 Eylül’e kadar durduramadılar?  11 Eylül günü mevcut olan terör 12 Eylül’de her ne hikmetse aniden kesilivermişti. İşte o yıllarda bir çok gencini, insanını yitirdi bu toplum. Bizler hayatta kalma şansı olanlardan idik.

Tabi bu neticelere gelirken siyasilerin de hiç payı olmamış mıydı? İki ana partinin( AP ve CHP) liderinin inatla anlaşmamaları bu süreci hızlandırmıştı. 80 darbesi ile getirtilip toplumu dizayn eden sistem, 1000 yıl sürecek denilen 28 Şubat sürecine kapı araladı. Toplumu dizayn etmek fikri, taa cumhuriyetin kuruluşundan itibaren bu milletin evlatlarına reva görülmüştür. Millet de önüne konulan her sandıkta bu dogmatik, jakoben toplum mühendislerine gereken dersi vermiştir.

1960 ihtilali öncesi çıkartılan sokak hareketleri 27 Mayıs darbesi, 1968’den sonra çıkartılan sokak hareketleri ve terör 12 Mart muhtırası ile neticelenmiş, 1970’den sonraki sokak hareketleri de 12 Eylül 1980 darbesine gerekçe olmuştur. Bu ortalama her 10 yılda bir darbe demektir. Ve 28 Şubat sürecine gelindiğinde, halkın kendi temsilcilerine sandıkta verdiği yetki silah zoruyla, bir postmodern darbe gerçekleştirilerek siyasi erkin elinden almıştır.  Gerekçe hep aynıdır: İrtica.

Benim yaşımda olan herkes hatırlar, 1970’li yıllar her semt, mahalle, ilçe ve ilde yani vatanın bütününde toplumun birbirine karşı bakışı davranışı dostça olmayıp, düşmancaydı. Bu bölünmüşlükler acaba ülkemize neler kaybettirdi? Bu kamplaşmayı, milleti birbirine kırdırmayı tahrik edenler, açık-gizli destekleyenler, ve hatta gizli servislerin içinde olup bazı olayları organize edenler neler kazandı? Sonunda 12 Eylül sabahı düdüğü çalan taraf, bir müddet sonra bir sağdan bir soldan deyip o güzel ana kuzusu evlatlarını dar ağaçlarında sallandırdılar. Bir kısmı işkencede öldü, bir kısmının hala mezarı bile yok.

Ortaokulda iki yıl boyunca arkadaşlık ettiğimiz gençler 5-6 sene sonra birbirlerine silah çekecek durumu gelmişlerdi. 1978’lere geldiğimizde dev-solcu Hayrettin Eren ve ülkücü Hüsnü Tepe ortaokul yıllarının güzel dostluklarında kalan birer hatıradan ibaretti.  1978 yılında bir saldırı sonucu Halıcıoğlu Postanesi’ne yapılan bir baskında Hüsnü Tepe öldürüldü. Hayrettin ise ihtilalden sonra siyasi şubede işkenceden öldüğüne dair söylentileriyle arkasında gözü yaşlı bir ana bıraktı. Hayrettin, 12 Eylül diktasının işkencede katlettiği ve hala mezarı bile bulunamayan, yargılamaya fırsat verilmeden işkencede yitirilen yüzlerce gençten sadece biriydi. Annesi, oğlunun mezarını bulabilmek gayesi ile kapı kapı dolaşmış fakat bir sonuç alamamıştı.

O çalkantılı dönemlerde herkes gibi bedel ödeyen ben en az hasarla 9 ay evime gidememiş, semtime uğrayamamıştım. Çünkü  AP Beyoğlu İlçe Teşkilatı’nda aktif birkaç gençten biriydim. Bu, o dönemde en az mağduriyet demekti.

Evime gitmediğim günlerde bile her gün bir olay atlatıyorduk. Mesele 1979 Ekim seçimlerinden hemen önce, 29 Temmuz 1979 günü seçmen kütüklerini yazıp teslim ettikten sonra yola çıktığımda önümü silahlı 5-6 devrimci genç kesti. Darp edilerek iyi bir dayak yedim. Yediğim dayağa aldırış etmeden silahın ne zaman patlayacağını düşünüyordum. Ecelim gelmemiş ki Allah beni bu günlere çıkardı.

Peki herkesin malumu olan bu meşum olayları neden yazıyorum? Yeni çıkan kitaplara göz gezdirirken bir kitap dikkatimi çekti. Kayıp Bir Devrimin Hikayesi: Bir Zamanlar Hasköy’de adındaki bu kitap tam da benim o talihsiz yıllarda yaşadığım semti anlatıyordu. Sabırsızlıkla aldım ve bir çırpıda okudum. Kitabın yazarı Faruk Eren. Yani benim sınıf arkadaşım Hayrettin Eren’in kardeşi. İlginçtir, o yıllarda evime gidemediğin dönemde bir gün beni darp edenlerin Faruk Eren’in yoldaşları olduğunu o kitaptan öğrendim. Fakat beni böyle bir yazı yazmaya sevkeden neden, Hayrettin Eren’in kardeşi Faruk Eren’in o dönemleri hiçbir pişmanlık duymaksızın anlatmasıydı.

Kitabı sonuna kadar okudum. Büyük bir üzüntü içinde o dönemler yeniden gözümde canlandı. Fakat daha ziyade üzüldüğüm şey şu oldu. Kitabın yazarı o günlere dair hiçbir pişmanlık duymaksızın ve büyük bir övgüyle milletin gençlerinin bölünmüşlüğü üzerinden bir güzelleme yapmakla meşguldü. Bense üzüntüyle satırları bitirdiğimde şunu düşündüm:

Bu ülkenin insanlarını bölmenin, katletmenin, bu acıları yaşatmanın bu ülkeye hiç bir fayda getirmediğini gördük. Övülmesi ve özenilmesi gereken, o günlerin bölücü ve yıkıcı hareketleri değil, hiç kimsenin birbirini ötekileştirmediği, herkesin yaşam hakkının, inancının, hür ve serbest olduğu bir ülke özlemidir. Bölücülüğün bu ülkeye hiçbir fayda getirmeyeceği, bunların iç ve dış mihrakların işine yarayacağı muhakkaktır.

O dönemde hem sağdan hem de soldan binlerce gencimizi kaybettik. Hepsi bu ülkenin evlatları ve bizim değerlerimizdi. Hiçbir taraf kazanmadı. Bu kavganın kazananı da hiçbir zaman olmayacak. Devrime güzelleme yapmak yerine, bu ülkeye, kardeşliğe, vatana millete nasıl faydalı olurum derdine düşmek daha mantıklı bir iştir.

Allah kaybettiğimiz insanlarımıza rahmetiyle muamele etsin.

Mehmet Şişman

İlginizi çekebilir

RODRİGO ARANJUEZ, DÖNÜŞ YOLU; YAHYA KEMAL
Kitaphâne
27 views
Kitaphâne
27 views

RODRİGO ARANJUEZ, DÖNÜŞ YOLU; YAHYA KEMAL

Der - Gâh - 7 Temmuz 2019

  Rodrigo, "Endülüs’e Ağıt" isimli bestesiyle oryantalizm ziftine bata çıka yol almaya çalışan münevverlere kaybolduğu dönüş yolunu göstermek için sesten…

İnziva’yı Unuttuk mu?
Güncel
32 views
Güncel
32 views

İnziva’yı Unuttuk mu?

Der - Gâh - 27 Mayıs 2019

  Zor zamanlarda mı yaşıyoruz? Modernizmin ve dahi postmodernizmin ortalığı kasıp kavurduğu, sosyal medya denilen ağın bir gayya kuyusu gibi…

Nevasel’den Tango
Güncel
16 views1
Güncel
16 views1

Nevasel’den Tango

Der - Gâh - 10 Mayıs 2019

Ramazan'a Özel Müzik Ziyafeti İstanbul'un her köşesinde Ramazan ayında kültür sanat etkinlikleri hız kesmeksizin devam ederken, bu defa Nevasel Türk…

One Response

  1. Çok önemli bir konuya temas etmişsiniz. Teşekkür ederim. Bizim milletin gözü açılıyor. Bu tip kitaplara pirim vermemesi gerek. Hepimiz yaşadık o yılları. bir daha Allah kimseye fırsat vermesn. Saygılar.

    Yanıtla

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.