Bir İngiliz Hanımefendisinin Gözüyle Osmanlı Kadını

12 Mart 2019
74 Okunma

 

Bir İngiliz Hanımefendisinin Gözüyle Osmanlı Kadını

Osmanlı Devleti’nde kadınların sosyal hayat içindeki konumlarına dair yabancı seyyahların yazdığı eserlerde birtakım bilgiler mevcuttur. Ancak verilen bilgilerin Osmanlı kültürel hayatıyla bağdaşmayacak şekilde önyargıları içerdiği -özellikle de harem konusunda- bizzat Batılı bir asilzade olan Lady Montegu tarafından dile getirilmektedir. O (Montegu, 1933:27) bu hususta: “…Türklerin dini ve ahlâkı hakkında ki malûmatımız pek eksiktir; çünkü memleketlerine, ya kendi işlerinden başka birşeyle meşgul olmayan tacirler ve yahut doğru ve tam malûmat alamayacak derecede az oturan seyyahlardan başka kimse gelmez” demektedir.

Anlaşılacağı üzere Osmanlı coğrafyasına gelenler belirli bir merak icabı değil, işleri gereği gelmekte ve bu kişiler işlerinden arta kalan zamanlarında edindikleri bilgileri kendilerine yansıyan haliyle eksik, yansımayanları da hayal ürünü olarak yazmaktaydılar. Lady Montegu’nün mektuplarında Osmanlılar hakkında kendilerini yanlışbilgilendiren bu yazarlara karşı sıkça şikâyetlere rastlanır. Bu bağlamda o, Belgrad Köyü’nden yazdığı 17 Haziran 1717 tarihli mektupta şarka dair yazılan seyahatnâmelerin hepsinin yalanlar ve saçmalıklar ile dolu olduğunu (Montegu, 1933:97) ifade etmekte bu durumu tecrübeleri ile sabitlemektedir. Meselâ saçma bulduğu hususlardan biri, kendisinin Mösyö Hill diye bahsettiği “Histoire des Turcs (1603)” adlı eserin sahibi İngiliz’in yazdıklarıdır. Hill, Ayasofya’da terleyen bir sütunun varlığından ve bu sütundan akan suyun başağrılarına şifa olduğundan emin bir suretle bahsetmiş; fakat Montegu, Ayasofya ziyaretinde böyle bir sütunun olmadığına ve hatta böyle bir rivayetin bile halk arasında bulunmadığına hayretle şahit olmuştur (Montegu,1933:130).

Montegu’nün İngiltere’de iken okudukları ile Osmanlı ülkesine geldikten sonra yaşayarak öğrendikleri arasındaki fark, gözlemlediği her şeyi mümkün olduğunca aksettirmeye çalışma gayreti şeklinde ortaya çıkmıştır. Nitekim bu hususu: “…Benim maksadım kadınlara has bir tezat fikirle bunların söyledikleri şeylerden bir çoğunun yanlışlığını size anlatmaktır” (Montegu, 1933:27) diye açıklar. Öyle sanıyoruz ki Montegu’yü diğer seyyahlardan farklı kılan da budur. Entelektüel bir kadın hassasiyeti ve merakıyla olayların her ayrıntısına vakıf olmaya çalışması ve yine bir kadın bakışaçısıyla özellikle Osmanlı kadınlarını fiziksel görünüm ve giyim tarzları ile detaylarına varıncaya dek inceleyerek sunmasıdır. Hiç şüphesiz bunda İngiliz sarayına mensup asil bir kadın ve diplomat eşi olmasının büyük rolü vardır. Zira Avrupa’dan gelen erkek seyyahlar, içine giremedikleri yapıları sade dışgörünüşlerine bakarak iç karartıcı bulup, buradan yola çıkarak binaların iç mekânlarının da aynı kasveti taşıdığına, orada yaşayan kadınların ise esaret altında olduklarına kanaat getirmişlerdir. Bu durumu Montegu (1933:66-67) 1 Ağustos 1718 tarihli mektubunda şöyle açıklar: “…İhtimal ki siz şimdi o bilmedikleri şeylerden bahsetmek için kendilerini bir türlü zabt edemeyen adi seyyahların hatıralarındakinden büsbütün başka bir şey gördüğünüze hayret edersiniz. Hâlbuki bir Hıristiyan, gayet mümtaz bir

mahiyeti haiz veya büsbütün harikulâde bir fırsata malik olmadıkça, Türkiye’de kibar bir adamın evine giremez. Hususiyle harem külliyen yasaktır. Bu sebepten o seyyahlar ancak evlerin ale’l-umum o derece gösterişli olmayan dıştaraflarından bahsederler. Haremler ise daima geri de sokaktan görülemez. Görünen kısımları yalnız bahçelerdir. ..”.

Avrupalı erkek seyyahların giremedikleri mekanlara bir kadın olarak girebilen Montegu, Sultan II. Mustafa’nın (1695-1703) eşi Hafize Sultan ve diğer ekâbirin hanımları ile görüşebilmiş, hanelerinde sohbet etmiş, hemcinslerini hamam gibi özel alanlarda gözlemleyip tasvir edebilmiştir. Ancak Montegu’nün Sofya hamamında gördüğü Türk kadınlarını güzellikleri ile açık ve ayrıntılı olarak anlatması bazı yazarlarca (Sancar, 2009:12) onun hayalinin bir ürünü, ya da gördüklerini çarpıtması şeklinde yorumlanmıştır.

Montegu, kendisine gelinceye dek hiçbir İngiliz kadının gerçekleştiremediği bir seyahati gerçekleştirmiştir. Nitekim Montegu’nün kendisi de önceki seyyahlardan farklı olduğunun bilincinde olarak mektuplarını kaleme almıştır. Meselâ 1 Nisan 1717 tarihli mektubunda o (Montegu, 1933:49): “ Birçok asırlardan beri hiçbir Hıristiyan’ın gitmeğe cesaret edemediği bir memlekette bulunan bir kimsenin yazdığı mektupta şüphesiz, gayet meraklı bir şey bulmak ümit edersiniz…” demektedir. Montegu, 18. yüzyıl Osmanlı kadın yaşamına dair günümüz tarihçilerine önemli bir kaynak sunmuştur. Bu kaynak Türkçede dâhil pek çok yabancı dile çevrilmiştir.

Montegu’nün Mektuplarında Osmanlı’da Erkeklere Dair Dikkat Çeken Hususlar

Montegu bir kadın olması hasebiyle erkeklerin beraber zaman geçirdikleri kahvehâne, hamam gibi mekânlara girip, sohbetlerine katılamadığından erkek dünyasına dair yazdıkları çok sınırlı kalmıştır. Fakat bu durum onu, kendisinden önceki seyyahların kadın dünyasına ve hareme giremedikleri için yaptıkları hayalperest yorumları erkekler konusunda yapmaya, ithamlarda bulunmaya yöneltmemiştir. Nitekim bu yorumların geneli oryantalist yorumlardır. Harem, peçe, zevk ve sefahat içinde yaşayan kadınlar, despot erkek imgesi…

Montegu’nün mektuplarında Osmanlı’da erkekler konusunda yer alan ilk esaslı bilgi, birebir sohbet etme imkânını bulduğu Ahmet Bey’e aittir. Montegu’nün Belgrad’da kaleme aldığı 12 Şubat 1717 tarihli mektupta kendi ev sahibi olarak tanıttığı bu kişiye dair yazdıkları ilgi çekicidir: “…Yegâne eğlencem, ev sahibimiz Ahmet Beyle görüşmektir…”(Montegu, 1933: 18). Her akşam bir araya gelip yemek yedikleri, şarap içtikleri Ahmet Bey, bir paşa oğludur. İyi bir eğitim almıştır, Arapça ve Farsçaya hâkimdir, genişbir kütüphânesi vardır. Montegu ile Ahmet Bey edebiyat üzerine konuştukları gibi kendi ülkelerindeki gelenekler ve özellikle kadın hakları konusunda da tartışırlar. Bu tartışmalarda Ahmet Bey’in Montegu’yü Müslüman kadınların da İngiltere’deki kadınlar kadar özgür olduklarına iknaya çalıştığına bakılırsa Montegu, Türk kadınları ile temasa geçmediğinden henüz önyargılarından sıyrılamamışdemektir. Nitekim seyahatinin ilerleyen zamanlarında bu fikri değişecek “…Türk kadınları şüphesiz bizden pek çok hürdür…” (1933:46), “…Dünyanın bütün kadınlarından en hür yaşayan Türk kadınlarının esaretine acıdıklarını görmek bana tuhaf geliyor…” (Montegu, 1933:131), “…Artık bu sözlerim üzerine, Türk kadınlarının her halde fikirli, nazik ve bizim kadar hür olduklarına inanabilirsiniz…” (Montegu, 1933:133) diye yazacaktır.

Montegu’nün erkeklere dair verdiği diğer bir bilgi, şeriatta var olduğuna inanılan ve bir erkeğin dört kadınla evlenebileceğine dair anlayıştır. Ona göre devlet ileri gelenleri tek bir hanımla evli olmayı tercih etmektedir. Meselâ veziriâzam bunlardan biridir. Mektubunda geçen Veziriazam Tevkii Mehmed Paşa olmalıdır3.

Montegu’nün Mektuplarında Osmanlı’da Kadınlara Dair Dikkat Çeken Hususlar

Osmanlı Devleti’nde yaşayan kadınların sosyal hayatına gelince, belki de Montegu’nün mektuplarını orijinal kılan, bu hususa dair yazdıklarıdır. Haremin Avrupa’da çağrıştırdığı -erotik mekan- anlamının çok ötesinde bir yer olduğunu ve esaret hayatı yaşatıldığı düşünülen kadınların kendilerine ait dinsel yaşamları ve eğlence kültürleri ile Batılı kadınlar kadar ve hatta onlardan daha fazla hür olduklarını birebir gözlemleyerek ve bizzat bu hayata iştirak ederek vurgulamasıdır. Bu tecrübelerini kaleme alırken de kendisine yabancı bu kültürü tarafsız ve önyargılarından sıyrılarak aksettirmeye ve hatta çok garip bulduğu olayların sebebini yorumlayarak karşı taraf için anlaşılır kılmaya çalışmasıdır. Tıpkı Ayasofya Cami’sini ziyaret edebilmesi için müftüden gereken iznin hemen çıkmamasını izâha çalışması gibi. Zira diğer camileri Hıristiyanlar zahmetsiz gezebilmektedirler. Bu durumdan Osmanlı Devleti’ni küçük düşürecek sonuçlar çıkarmak yerine Montegu, karşısındakine bu hususu şöyle gerekçelendirmiştir: “…Burası vaktiyle bir kilise olduğu için galiba elan mozayik halinde görülen ve zamanla haraba yüz tutan azizlere dua edipte camiinin kutsiyetine halel getirilmesin diye çekiniyorlar. Umumiyetle zannedildiği gibi, Türklerin İstanbul’da buldukları tasvirleri kâmilen tahrip ettikleri katiyen yalan.” (1933:123). Denilebilir ki Montegu adeta bir etnolog hassasiyeti ile bu yabancı kültürü küçümsemek yerine anlamaya çalışıyordu (Öztürk, 2006:483).

Müslüman Osmanlı Kadınları

Montegu, evvelâ ister Doğulu olsun ister Batılı olsun, kadınların güzelliklerine dair devrine özgü bir fikre ve kendisi de bir kadın olması hasebiyle meraka sahiptir. Nitekim o, karşılaştığı kadınları tasvir ederken, “güzel”, “çok güzel” ya da “çirkin” diye nitelendirirken bunu karşısındakinin fiziki özelliklerini inceleyerek kendi kültüründeki güzellik anlayışından süzerek verir. Esasen güzellik kavramı göreceli olmakla beraber, yapılan somut tasvirler bu kavramı göreceli olmaktan çıkarıp genel bir kanaat haline dönüştürebilir. Meselâ Montegu, Kethüdâ Efendi’nin eşi Fatma Hanım’ın güzelliğinden bahsederken onun güzel olduğunu söylemekle yetinmez, onun dışgörünüşüne ait ne varsa -teni, saçı, gözü, boyu vs- en ince haliyle resmederek mektubunu gönderdiği kişiden adeta neden güzel bulduğuna dair onay almaktadır. Bunu yaparken de devrine ve coğrafyasına hâkim güzellik kıstaslarını ortaya koymaktadır.

Montegu’de görülen Türk kadınına dair bu güzellik ölçütleri şöyle sıralanabilir:

1)  Uzun boy (boylu boslu olma)

2)  Beyaz ten

3)  İri kara gözler

4)  Belirginleştirilmişkirpikler

5)  Uzun örgülü saçlar

  1. yüzyıl seyyahlarından Canaye’de (1997: 10) Türk kadınını siyah gözlü, kaşlarını boya ile birleştiren, siyah saçlı (siyah saçlı olmayanlarında siyaha boyadığı), ince, zevkli, becerikli, ud çalan ve şarkı söyleyen kişiler olarak anlatır.

Türk kadınları güzelliklerine büyük önem vermekte ve bir Hıristiyan Batılı Montegu tarafından beğenildikleri için de denilebilir ki aynı güzellik anlayışında birleşmektedirler. Bu bağlamda 18. yüzyıl, güzellik anlayışı kıstaslarında Doğu ile Batı arasında pek fark olmadığı söylenebilir.

Bu yüzyılda Osmanlı Devleti’nde bir erkek gözüyle güzel bir kadında bulunması gereken hususiyetler Şıkk-ı Sâni Defterdarlığında bulunan Ahmed b. Mahmud Efendi’nin mecmûasında da yer almaktadır. Ahmed Efendi, mecmuâsında, bilge kişiye “nisâ taifesine” yani kadınlara güzel diyebilmek için hangi fiziksel özelliklere sahip olması gerektiğinin sorulduğunu ve buna verilen cevabı kaydetmiştir. Onun bilge diye bahsettiği kişinin kim olduğu bilinmemekle beraber, Ahmed Efendi, devrinin güzellik anlayışına dair genel kanaati bilge kişiden aldığı varsayılan cevap ile ortaya koymuştur (Ahmed b. Mahmud, vr. 191 b/1). Buna göre:

  1. a)  Beyaz ten, beyaz diş
  2. b)  Kaşın, gözün, kirpiğin, saçın karalığı,
  3. c)  El ve ayakların küçük olması vb.

Ahmed b. Mahmud’un (vr. 191 b/1) sunduğu güzellik kriterleri Montegu’nün kriterleri ile büyük ölçüde örtüşmektedir.

Montegu, şüphesiz Osmanlı Devleti’ne ulaşmadan ve Türk kadınlarını yakinen tanımadan önce onların çirkin ve nezaketsiz olduklarına dair olumsuz fikirlere sahiptir. Bu fikir, onun Beyoğlu’ndan Lady Mar’e yazdığı 10 Mart 1718 tarihli mektubunda yer alan “Bizim saraylarımızda en güzel kadınlarımızdan birine: Türk’e benziyorsun! Denildiği zaman bu cümlenin asla hoşuna gitmeyeceğini düşünerek kendisine bir şey söylemedim.” (Montegu, 1933:115) ifadesinden anlaşıldığı gibi kendisine özgü olmayıp saray çevresinde herkese hâkimdir. Montegu’de bu önyargı ilk olarak Sofya’da kadınların sosyalleşme merkezleri olan hamama gittiği vakit değişmeye başlamıştır. Hamam’da şahit oldukları, Türk kadınlarının hem maddi hem manevi unsurları ile muhteşem oldukları yönünde kendisinde bir fikir oluşturmuştur. Lady, bu etkilenişini güçlü tasvir yeteneği ile ve biraz da abartılı olarak şöyle izâh eder:

“Arkamda beygire bindiğim zamanki elbisem bulunduğu için Türk hanımlarına pek garip göründüm. Fakat hiçbiri de bana karşı ufak bir hayret, tahkiri mucip olacak cüz’î bir merak göstermedi. Bilâkis hepside nezaket gösterdiler. Avrupa’da hiçbir saray tasavvur edemem ki, orada kadınları bir yabancıya karşı bu derece namuskârane hareket etsinler. Hamamda tahminen iki yüz kadın vardı. Fakat hiçbirinde de, o bizim âlemlerimizde başka bir kıyafetle biri görünür görünmez gösterilen tenezzülkârane tebessümleri, kulak fısıltılarına tesadüf etmedim. Benim için birçok defalar: ‘güzel, pek güzel!’ dediklerini işittim. Öndeki sıralarda yastıklar, kıymetli halılar var. Hanımlar buralara cariyeleri de daha arkadaki ikinci sıralara oturmuşlar. Artık burada onları birbirinden ayırt edecek kıyafet yok, çünkü hepsi de tabii bir halde, yani güzellikleri ve çirkinlikleri meydanda, çır çıplak. Fakat iffeti haleldar edecek ufak bir tebessüm, cüz’î bir hareket yok. Bazıları geziniyorlar; fakat Miltonun Havvada tasvir eylediği vakurane vazı ile. İçlerinden birçokları, tıpkı Gitin veya Titienin fırçasından çıkan ilâhe tasvirleri gibi boylu boslu. Hemen hepsinin de tenleri göz kamaştıracak derecede beyaz. Üzerlerine inciler ve kurdeleler serpilmişmüteaddit örgülü zarif saçlar omuzlarından aşağı sarkıyor. Cümlesi de güzellik perilerini andırıyor.” (Montegu, 1933:24-25).

Alıntıdan da anlaşılacağı üzere, Montegu, Sofya’da hamamda hiç beklemediği güzellikler ve tahmin edemediği muameleler ile karşılaşmıştır. Yaklaşık iki yüz hanımın bulunduğu hamamda gördüğü kadınlar, göz alıcı tenleri, saçları, boyları ile adeta perileri andırıyor, kendisine karşı takındıkları nazik tavır ile büyülüyordu. Kendisini rencide edecek en ufak bir hareketin, bakışın, sözün, fısıltılaşmaların olmaması Montegu’yü o derece etkilemiştir ki hamamdaki hanımları, Avrupa’da ki en saygın mekân olan saraylardaki asilzâdelerle kıyaslamaya yönelmişve önemli bir sonuca varmıştır: “Avrupa’da hiçbir saray tasavvur edemem ki, orada kadınları bir yabancıya karşı bu derece namuskârane hareket etsinler” (Montegu, 1933:24).

Sonuç

Lady Montegu, İngiliz sarayına mensup bir asilzâde ve diplomat eşidir. Eşinin Osmanlı Devleti’ne elçi tayin edilmesinden sonra onunla beraber Doğu yolculuğuna çıkmıştır. Değişik şehirlerde ve ülkelerde -Lahey, Nürnberg, Viyana, Prag v.b- bulunduktan sonra Petervaradin, Belgrad, Edirne yoluyla İstanbul’a ulaşmış, geçtiği güzergâhlarda gördüklerini mektuplar halinde kaydederek dostlarına göndermiştir. Türkler hakkında ilk mektubunu 12 Şubat 1717 tarihli olarak Belgrad’dan yollamıştır. Montegu, İstanbul’da 1717-1718 tarihleri arasında bir yıl oturmuştur. Bu müddet içinde de Osmanlı ülkesi, halkı, iklimi, tarihi ve kültürel değerleri hakkında yazmaya devam etmiştir. İngiltere’den ayrıldıktan itibaren yazdığı mektupların sayısı elli ikidir. Bunların 30 tanesi Türkiye’ye aittir. Montegu’nün mektupları 18. yüzyıl Osmanlısı için ana kaynak değerindedir. Nitekim o, Batı için gizemli bir yer olan Osmanlı Devleti hakkında, kendisinden önce gelen seyyahların yazdıklarından farklı bir bakışaçısı ile, tarafsız olarak gördüklerini değerlendirmeye çalışmış, çoğu zaman önceki seyyahları Türkleri barbar, şehvet düşkünü, ahlaksız gösteren yazılarından dolayı eleştirmiş, tarafgirlikle suçlamıştır.

(Kaynak:Doc.Dr. Songül Çolak, University Journal of Social Sciences Institute,Y.2010; Volume:7; Issue: 13, s. 386 – 403 )

 

 

İlginizi çekebilir

Kadınlar Mitler ve Toplumsal Cinsiyet
Güncel
12 views
Güncel
12 views

Kadınlar Mitler ve Toplumsal Cinsiyet

Der - Gâh - 30 Eylül 2019

Mitler bir toplumun hafıza depolarıdır. Kadınlar ise bu depoların hafıza kartları. Çünkü kadınlar zihinsel olarak hatırlama eylemini detaylandırmak ve hafızanın…

İnsanlık İçin Çağrı
Güncel
62 views
Güncel
62 views

İnsanlık İçin Çağrı

Der - Gâh - 3 Eylül 2019

  ‘‘ Benim bir karıncaya ulu nazarım vardır.’’ İnsan İçin İnsanca Yaşam Toplumda yaşanan her türlü taciz, tecavüz, baskı, otoriter…

RODRİGO ARANJUEZ, DÖNÜŞ YOLU; YAHYA KEMAL
Kitaphâne
64 views
Kitaphâne
64 views

RODRİGO ARANJUEZ, DÖNÜŞ YOLU; YAHYA KEMAL

Der - Gâh - 7 Temmuz 2019

  Rodrigo, "Endülüs’e Ağıt" isimli bestesiyle oryantalizm ziftine bata çıka yol almaya çalışan münevverlere kaybolduğu dönüş yolunu göstermek için sesten…

Yorum Yaz

E-posta adresiniz yayınlanmayacaktır.